15 Nisan 2014 Salı

inleyen nağmeler...

iş hayatı hep pek bi acaip bi mecra olarak görünmüştür gözüme... çeşit çeşit, karakter karakter insanlar bir çatı altında, sabahtan akşama, çoğu zaman evlerinde geçirdiklerinden daha fazla zamanı birlikte geçirirler... mecburiyetten tabi.. iş arkadaşlıklarının çok azı iş dışında da sürdürülür... ya gerisi? iş yerinde bulunduğumuz saatlerde hayatımızdadırlar...ve bu saatler azımsanmayacak kadar uzundur aslında... ama bu iş arkadaşlarımızı kabullenmemize ya da gerçek arkadaşlarımız olarak görmemize yetmez... ironik... neredeyse ömrümüzün üçte birine denk gelen bir zaman dilimini birlikte geçirmek zorunda kaldığımız ama paylaşacak pek de bir şeyimiz olmayan insanlar... zamanı öldürmek bu olsa gerek... hani son dönem de sıkça dile getirilen bir tanımlama var (özellikle sanatçılar veriyor bu tür beyanatları) : "sevdiğim işi yapıyorum, böylece hiç çalışmamış oluyorum" sevdiği işi yapabilen kaç kişiyiz? sabah daha alarm çalmadan işe gitmek için uyanıp pür neşe hazırlanıp, uçarak ofise, işe giden kaç kişi? dünya böyle bir yer değil... "keşke olsaydı" demeyeceğim... çünkü "keşke" demeyi sevmiyorum... hem dünya "keşke" diyerek değiştirilebilecek bir yer de değil...

Eylülde Gel

yeni bir şeyler denemeliyim... bir yeteneğimi keşfetmeli ya da yeni bir işe başlamalıyım... pandemi dönemi yorgunluğu var üzerimde... kendim...