10 Eylül 2020 Perşembe

Eylülde Gel

yeni bir şeyler denemeliyim... bir yeteneğimi keşfetmeli ya da yeni bir işe başlamalıyım... pandemi dönemi yorgunluğu var üzerimde... kendime umutlu olmayı, pes etmemeyi telkin ediyorum ama pratikte durum tam tersi... zaman, lastik gibi uzuyor sanki... yorgunum... kronik bir yorgunluk... dinlenmekle geçmeyen cinsten... kayıtsız olmaya çalışıyorum.. yapıma ters.. her şeyi ama her şeyi fazlasıyla içselleştiriyorum... mutsuzum.. mutlu olacak çok nedenim var.. mutsuz eden olmazlarıma odaklanmış durumdayım. yarınları özlüyorum. biliyorum bu yanlış.. biliyorum bugünümü güzel yaşamak için çabalamalıyım. olmuyor... şu anki mecburiyetler bana alan bırakmıyor... özlüyorum.. bir kaç yıl sonraki beni özlüyorum... yapmak istediğim o kadar çok şey var ki.. o zamanlar gelecek mi? istediğim gibi olacak mı? olsun... 

3 Temmuz 2015 Cuma

15 Nisan 2014 Salı

inleyen nağmeler...

iş hayatı hep pek bi acaip bi mecra olarak görünmüştür gözüme... çeşit çeşit, karakter karakter insanlar bir çatı altında, sabahtan akşama, çoğu zaman evlerinde geçirdiklerinden daha fazla zamanı birlikte geçirirler... mecburiyetten tabi.. iş arkadaşlıklarının çok azı iş dışında da sürdürülür... ya gerisi? iş yerinde bulunduğumuz saatlerde hayatımızdadırlar...ve bu saatler azımsanmayacak kadar uzundur aslında... ama bu iş arkadaşlarımızı kabullenmemize ya da gerçek arkadaşlarımız olarak görmemize yetmez... ironik... neredeyse ömrümüzün üçte birine denk gelen bir zaman dilimini birlikte geçirmek zorunda kaldığımız ama paylaşacak pek de bir şeyimiz olmayan insanlar... zamanı öldürmek bu olsa gerek... hani son dönem de sıkça dile getirilen bir tanımlama var (özellikle sanatçılar veriyor bu tür beyanatları) : "sevdiğim işi yapıyorum, böylece hiç çalışmamış oluyorum" sevdiği işi yapabilen kaç kişiyiz? sabah daha alarm çalmadan işe gitmek için uyanıp pür neşe hazırlanıp, uçarak ofise, işe giden kaç kişi? dünya böyle bir yer değil... "keşke olsaydı" demeyeceğim... çünkü "keşke" demeyi sevmiyorum... hem dünya "keşke" diyerek değiştirilebilecek bir yer de değil...

26 Kasım 2013 Salı

Mutluluk bazen...

Saat: 02:30....
Geçmişe dalmış, keşkelerimin ve belkilerimin kronolojisini incelemeye girişmişken, birden umulmadık bir şey oldu... umulmadık bir kaç satır gördüm... Mutlu oldum... Aslında insan her zaman bu kadar kolay mutlu olamıyor... Ama şimdi bir kaç satırla mutlu olduğuma tanıklık edince (kendi kendimin tanığı olmam da cabası ya neyse) "bazen" diyorum... "bazen beklemediği anda, iki cümleyle mutlu olabiliyor insan..."

eskiden... çok eskiden... yazının gücüne inandığım o kadim zamanlarda bunu zaten biliyordum... yani kelimelerin beni çok mutlu ya da çok mutsuz etmeye yetebileceğini... sonra... bir gün... büyü bozuldu... yazıya inancımı kaybettim... yazmaktan işte o günlerde vazgeçtim... oysa, uzun yıllar boyunca sadece yazınca, yazıda kendim olabildiğimi savunmuştum... hatta konuşurken, insanların olmamı istediği kişi olduğumu da ileri sürmüştüm... sonra bıraktım yazmayı... kendim olmayı da... kendim olmak hiç bir işe yaramıyor... ne kadar çabalarsam çabalayayım, insanlar yine görmek istediklerini görüyor... aslında yazarken hiç kimseye bir şey ispat etmek derdinde değildim... sadece kendime, kendimi hatırlatıyordum o kadar...  "halen varım" demekti bu...

artık o kadim zamanlardaki gibi yazmıyorum... kelimelere küsmek değil bu... artık kendime dahi kendime anlatmak istemiyorum... en iyisi yaşayıp gitmek işte.. kabullenmek... hem yazmaya başlayınca çok fazla isyankar ve çok fazla sorgulayan biri olup çıkıyorum...

"artık yazmıyorum" dedim ama ne çok cümle kurdum di mi? Beni aşka getiren satırlarını görüp çoook mutlu olduğum kişinin geri dönüşü... umarım tekrar bu kadar çok ara vermez yazmaya... ben yazmıyorum... bari o yazsın da okuyayım :)

25 Ocak 2013 Cuma

Açı...

Bu ruh halimle bi de Albert Camus'un "Yabancı"sını okumaya başlıycam... Hayrolsun sonum... Napsam, ertelesem mi? yoksa kopsun mu inceldiği yerden... bilemedim...

Zoraki...

bazı insanların anlatacak ne çok şeyi var... ya da şöyle demeliyim: yaşadıkları her anın bir etiketi var gibi... hayatlarının her dönemi için anlatacakları birşeyler hep var... en komik anılar onlarda... en hüzünlü vedâlar... en ilginç flötrler falan.. çocuklukları pür neşe... gençlikleri dolu dizgin... mazime bakıyorum... evet, var özel diye nitelelendirebileceklerim ama ne biliyim öyle bambaşka değil ki... herkes gibi işte... sıradan... inişli çıkışlı... falan filan... ya da belki de sözkonusu bu insanların stand-upçı yanları mı güçlü acaba? en sıradan olayı bile güzel ve farklı anlatabiliyorlardır belki.. ya da sadece fazla önemsiyorlar kendilerini.. şöyle gelişiyor vaka: bir topluluk var... bu hayatının her anı action olan şahıs başlıyor anlatmaya... açılan her konuya ilişkin bir anısı mutlaka var.. ilginç olan dinliyorsun da o konuşurken.. sıkılmıyorsun yani... ya da sıkılıyorsun da, dinlemek mecburi...  kendime bakıyorum... anlatacak bişeyim yok... öyle müthiş, bambaşka yaşanmışlıklar değil yaşadıklarım... neden yazıyorum bunları... çok yakınımda var böyle biri... bugün yine anlattı durdu... dinledik... konu: eski flötrler... aşklar... ben de anlatıyım bişiyler dedim içimden... sonra da "sus boşver" dedim yine kendime içimden... tuhaf...
sonuç: "bi anlatsam, roman olur" bir hayatım yok benim...

24 Ocak 2013 Perşembe

Esin...

Aslında hep bir şeyler yazma isteği var içimde... Eskiden, çoook eskiden sürekli yapardım bunu; yazardım yani... ama şimdi, sanki iki kelimeyi bir araya getiremiyorum... yazmak için cümle kuramıyorum... anlatacak bir şeyim de yok sanırım... yok mu gerçekten? herkesin anlatacak bir şeyleri vardır (mı?)... gelişine yaşıyorum uzun zamandır... sorumluluklar ve zorunluluklar çemberinde... bu yüzden yazmıyorum galiba...  çünkü yazmak bu ikisine de dahil değil... yazmak gereklilik aslında... ama ben şu sıralar gerekliliklerimi gözardı ediyorum...  peki, bu satırları niye mi yazıyorum? bilmem... Alparslan'ın yazılarını okudum... "ben de yazıyım, en azından deneyeyim" dedim... öyle işte...

Eylülde Gel

yeni bir şeyler denemeliyim... bir yeteneğimi keşfetmeli ya da yeni bir işe başlamalıyım... pandemi dönemi yorgunluğu var üzerimde... kendim...